ANASAYFA KÜNYE YAZARLAR MATBAA DERNEKLER BURS MER MUHTARLAR BELEDİYELER İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EN ÇOK OKUNANLAR

KADASTRO ÖLÇÜMLERİ TAM BİR YILAN HİKÂYESİ

TİMUR İNCE

15 Aralık 2011, 11:55

TİMUR İNCE

Bölgemiz kırsal bir dokuya sahiptir. Tarıma elverişli sayabileceğimiz araziler engebeli, birbirinden kopuk ve bölgenin fiziki durumuna göre dağılım göstermektedir. Yer şekilleri çoğunlukla dağlık bir alandan oluşuyor. Kısmen ormanlık alanlara da rastlanılabilir. Eskiden günümüze kadar uzanan ekilebilir arazilerin oranı oldukça düşük olması dışarıya göç olayının artmasının birinci sebebi olarak kabul edilir. Doğrusu; var olan bu arazilerin çoğu da bu güne kadar tapusuz veya vergiye kayıt edilme usulü ile işletilmekteydi.


1992 yıllından beri Tapu Kadastro Fen müdürlüğü tarafından Malatya ve ilçelerinde başlatılan özel mülkiyettin yeniden tapulandırılma çalışmaları sürerken beraberinde nihai olmayan bir sürü olumsuzlukta getirdiğini fark ediyoruz. Daha önceki tapular ise Osmanlıdan günümüze ulaşan çoğunluk Kâhta merkezli Osmanlıca yazılı dokümanlardı. Ne var ki artık bunların bir önemi kalmadığı gibi zaten tercüme edilmesi de kolay bir durum değil.  Kâhta merkezli Osmanlı tapuları genellikle sınır menşeli sisteme dayanıyordu. Yani Garben, Şarken, Şimalen şeklinde yön üzerinden sınırların dayandığı belli noktaları belirtiyordu. Yeni tapu kadastro ölçümleri ise ADA ve PAFTA numaralarından yola çıkarak sınırları tayin ediyor. Önceden uçakla çekilmiş ana taslak krokisinin bulunduğu merkeze; Elektronik bir teraziyle uydu üzerinden referans edilen bilgilerin ana kroki üzerinden teyit edilmesi sonucu her köşeye numara ile işaretleyip arazinin şekli ve krokisel şablonu ortaya çıkarılmasıyla süreç devam ediyor. Daha sonra çıkan bu şekle ada ve pafta numarası verilerek, kime ait olduğu bilgileriyle birlikte tapulandırılmaya geçiliyor. Buraya kadar her şey normal ve presedör işleyişinde… İşte olanda tam bu tapulandırılmaya geçiş aşamasında yaşanıyor. Yani dananın kuyruğunun koptuğu nokta işte tam burası. Çünkü doğru ve kesin bilgilere ulaşılamadan tapulandırılmaya geçilmesi neredeyse çözülemeyecek bir düğüme dönüşüyor ve tapu çıktıktan sonra da bu düğümün bir çözüm bulması artık yılları bulmaktadır. Ölümler, doğumlar olmuş, hak varisleri çoğalmıştır. Akrabalık ilişkilerinden doğan yeni haklar ortaya çıkmış, geçen zaman içinde intikal eden mülk sahipleri daha da kalabalıklaşmıştır. Anlayacağınız şema genişlemiştir yani. İşin diğer müstesnası ise hak sahibi olan bazı bireylerin bir taraflara (gurbete) gitmiş olması… Burada da bir boşluk oluşuyor. Sadece geride kalan kişi veya kişiler baba ocağında kalıp gerekli mülk ve demirbaşlara sahiplik, bekçilik, bakım, onarım, işletim yaptıklarından sadece kendilerini hak unsuru olarak kabul ediyor ve böyle gösteriyorlar. Böyle olunca da çoğu kez bu durum bölgede olmayanların menfi haklarını göz ardı ederek; sadece o an mülkü sahiplenen kişiye tapunun ibraz edilmesi ile sorunlar çok başlı hale dönüşüyor. Çıkan tapunun “askıda kalma” yani itiraz süresi “altı ay” ile sınırlı, Bu süre beş yıl olsa da önemli değil çünkü rakamlardan kimsenin bir şey anladığı yok. Zaten tapuların askıda olduğuna kimsenin haberi de olmuyor. Adam ya yurt dışında, yâda istanbul gibi bir metropulun deryasında kaybolmuştur. Bundan haberdar olanlarda mahkemeye başvurup dava açmaktan başka yapacağı hiçbir şey yok.


Kısacası kadastronun girdiği her köy, nahiye veya belde de hemen herkes mahkemelik. Çünkü sorunlar mahkeme haricinde çözülecek cinsten değil. İnsanlarımızın hiç yere mahkemelik olmasına vesile olan sebeplere değinirsek kısaca şöyle sıralayabiliriz. 1) Birincisi ve en önemlisi bölgede yaşamayan veya bulunmayan hak varislerinin hakları tamamen ortadan kaldırılmış durumda. Tabiri caizse gurbettekilerden çoğu gaspa uğradı desek daha yeridir. Geride kalan bazı açıkgözlüler bundan fırsat çıkarıp bütün mülkleri kendi zimmetine geçirmenin şansını elde etmiş bulunuyor. 2) Arazi sınırlarının belirsizleştiği ciddi bir düzensizlikle başbaşayız. Tapu kadastronun girdiği her arazinin sınırı nasıl olmuşsa mutlaka değişime uğramış. Pafta numaraları kontrol edildiğinde bir arazinin sınırı komşusunun üç veya beş dönümünü içine almış şeklinde yanlışlıklar söz konusu. Eski sınır var ama aslında yok! Yenisi nerede olduğu bir muamma… Veya kroki şekli arazi yapısıyla örtüşmüyor şeklinde ki hattalar oldukça fazladır. 3) Her ne hikmetse eski tapular ile yeni tapular arasında hatrı sayılır dönüm farkları ortaya çıkmış. Örneğin daha önce ki dededen, babadan kalma bir yerin dönümü 100 dönüm civarındaysa yeni tapularda bu 55-60 dönüm civarına tekâmül ediyor. Ya dönümler bildiğimiz 10 × 100 m. değil, ya da yeni dönümler eski dönümlerden biraz boy atmış şeklinde ancak açıklanabilir. 4) Daha önceden tapusu bulunan yayla konumunda ki yerler ise sormaya gerek kalmadan direk hazineye mal edildi, sebebi 10 yıl içinde ekilir, biçilir yer olmadığı dayatmasıyla püskürtüldü hak sahipleri. Öyle de! Zaten kimse yaylaları ekmiyordu ki! Sadece hayvancılığın yapıldığı, bazen de yaz aylarında gidilip oba kurulan alanlardı buralar. 5) Evler ise anlatmaya hiç gerek yok, tam başa bela oldular. Ayrı bir ölçüme tabi tutulduğundan ya başkasının üzerine geçirilmiş ya da tapu bölgesinde yer almıyor nedense. Kimin evi kime kısmetmiş misali yaşanıyor şimdi. Atadan beri oturdukları, büyüdükleri evleri bir bakmışlar ki Ahmet ağanın üzerinde çıkıyor. Tabi Ahmet ağanın ki de Mehmet ağaya geçmiş… Böyle olunca da itilafların yaşanması kaçınılmaz oluyor ve bu itilafların son örneği pütürgenin Aktarla köyünde yaşandı. Tarla sınırı yüzünden başlayan anlaşmazlık iki insanın ölümü, bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanması hala belleklerde silinmiş değil.


Kadastro ölçümleri ile birlikte gelen daha nice benzer sorun ve olumsuzlukları bu şekilde çoğaltmamız mümkün. Eski tapular her ne kadar teknik olarak yetersiz olsa da göstermiş olduğu ana sınır noktaları ile tatminkâr boyutaydı. Herkes arazi sınırlarının nereye kadar olduğunu kabataslak imgelerle biliyordu. Herhangi bir anlaşmazlık sorunu oluştuğunda; belirtilen sınırları yeminli bilirkişiler, muhtar ve ihtiyar heyetinin tespiti ve teyidiyle düzeltilip mutlaka bir sonuca ulaşılması daha kolay oluyordu. Yeni sistem itirazların adresi olarak direk mahkemeyi gösterdiğinden hemen sonuçlanmayan mahkemeler, avukatlar, harçlar, şahitler, keşifler, tekrardan ölçüm yapılması ve bir türlü ikna olmayan mahkemenin birkaç yıla yaydığı kararı beklemenin özeti; insanlarımıza “keşke tapu almaz olaydım!” dedirtmekten öteye değil.


Hâlbuki kadastro ölçümlerinin daha net ve ayrıntısız olması gerekiyor. Şeffaf, berrak adil bir hak belirlemeyi sembolize etmeli. İnsanları mağdur sıfatından kurtarıp muallâkta bırakması yerine; verilen tapuların hak tayini açısından bağlayıcı bir unsur olması gerekirken; Kadastro ölçümlerinin sonucu şimdiden tam bir yılan hikâyesi… Saygılarımla…


TİMUR İNCE

demirince@gmail.com

Bu haber 1349 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
HASAN BAYRAM HASAN BAYRAM
Bunu kader sayanlar Hacıkı Tanısın…
M. Zeki Metin M. Zeki Metin
DÜNYA İNSANI PENCERESİNDEN.Avusturya’daki Filistin Cemaatı Başkanı ile Yaptığım söyleşi, ibretlik açıklamalar.
M.SALİM KADICIK M.SALİM KADICIK
Cumhurbaşkanlığı Seçimi
TİMUR İNCE TİMUR İNCE
YENİ BİR BAŞKAN YENİ BİR MALATYA SPOR
H HÜSEYN BAYRAM H HÜSEYN BAYRAM
MEDİNE SÖZLEŞMESİ TOPLUMSAL AHLAKA DÖNÜŞÜR
RAMAZAN İNCE RAMAZAN İNCE
BARIŞ VE IRKÇILIK
ZİYA AKŞAHİN ZİYA AKŞAHİN
Londra'dan Bakınca Memleket
RAMAZAN ÖZTÜRK RAMAZAN ÖZTÜRK
Ramazan Öztürk’ten “Savaşın Çocukları” Konulu Fotoğraf Sergisi…

VİDEO ARA


HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.

ASD
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu